İçimdeki Sesler: Hangisi Benim?

“Bunu yapmak zorundasın.”

“Ama ben artık istemiyorum.”

“Bir dakika… Şu anda gerçekten neye ihtiyacım var?”

Bazen tek bir durum karşısında içimizden birbirinden farklı cümleler geçer. Bir yanımız doğru olanı yapmaya çalışırken başka bir yanımız uzaklaşmak ister. Biri riskleri sıralar, biri “Yeter artık” der, diğeri bütün bunların arasında neyin gerçekten bize uygun olduğunu anlamaya çalışır.

Aynı anda bu kadar farklı şey söyleyen seslerden hangisi biziz?

İçimizde neden birden fazla ses var?

Kendimizle konuşurken kullandığımız bütün cümleler o anda üretilmez. Bazıları geçmişte öğrendiğimiz kuralları, bazıları yaşadığımız deneyimleri, bazıları da bugünkü duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı taşır.

Çocukken duyduğumuz bir uyarı yıllar sonra kendi cümlemizmiş gibi konuşabilir. Geçmişte bizi koruyan bir tepki, koşullar değiştiği hâlde devreye girebilir. İçinde bulunduğumuz durumla ilgili güncel değerlendirmemiz ise bütün bu seslerin arasında kendisine yer bulmaya çalışabilir.

Bu nedenle iç sesimizi tek ve değişmez bir anlatıcı gibi düşünmek yanıltıcı olabilir.

İçimizde yalnızca “ben” konuşmaz. Öğrendiklerimiz, korkularımız, ihtiyaçlarımız, değerlerimiz, geçmiş deneyimlerimiz ve bugünkü aklımız aynı konuşmaya katılır.

Mesele bu seslerden kurtulmak değil, onları birbirinden ayırt edebilmektir.

Kuralları ve deneyimi taşıyan ses

İçimizde neyin doğru, yanlış, güvenli, tehlikeli, uygun veya kabul edilebilir olduğunu söyleyen bir ses vardır.

“Verdiğin sözü tutmalısın.”

“İnsanlara böyle davranılmaz.”

“Önce sorumluluklarını yerine getir.”

“Kendini korumayı unutma.”

Bu ses yalnızca eleştiren bir otorite değildir. Geçmişten aktarılan bilgileri, toplumsal yaşamın kurallarını, değerlerimizi ve deneyimle kazanılmış sınırları da taşır.

İşlevsel olduğunda bize rehberlik eder. Her şeyi yeniden deneyerek öğrenmek zorunda kalmamamızı sağlar. Bir davranışın sonuçlarını düşünmemize, başkalarının haklarını gözetmemize ve bizim için önemli olan değerleri korumamıza yardım eder.

Bazen içimizdeki en olgun uyarı bu sesten gelir:

“Burada bir sınır koyman gerekiyor.”

“Bu davranış sana iyi gelmiyor.”

“Yalnızca istediğin için değil, sonuçlarını da düşünerek karar ver.”

Fakat bu ses bugünün koşullarına bakmadan konuşmaya başladığında işlevini kaybedebilir.

“Böyle hissetmemelisin.”

“Hata yaparsan rezil olursun.”

“Kimseyi hayal kırıklığına uğratmaya hakkın yok.”

“Ne kadar uğraşsan da yeterli değilsin.”

Bu hâliyle rehberlik etmek yerine hüküm verir. Davranışımızı değerlendirmekle yetinmez, kişiliğimizi yargılar. Hata ile değersizliği, sorumlulukla kendinden vazgeçmeyi, özenle kusursuzluğu birbirine karıştırabilir.

Bir zamanlar bizi korumak amacıyla öğrendiğimiz bir kural, bugünkü hareket alanımızı daraltan katı bir buyruğa dönüşebilir.

Bu nedenle bu sesi duyduğumuzda yalnızca “Doğru mu söylüyor?” diye sormak yetmeyebilir.

Şunu da sorabiliriz:

Bu kural bugün hâlâ geçerli mi, yoksa geçmişte gerekli olduğu için mi bu kadar güçlü?

Duyguyu ve ihtiyacı taşıyan ses

İçimizde isteyen, korkan, sevinen, merak eden, incinen, yakınlık arayan veya uzaklaşmak isteyen başka bir ses de vardır.

“Bunu yapmak istemiyorum.”

“Biraz durmaya ihtiyacım var.”

“Ya beni kabul etmezlerse?”

“Ben de görülmek istiyorum.”

“Bunu denemek çok heyecanlı.”

Bu ses, duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı haber verir. Bedenimizde oluşan daralmayı, bir ilişkide duyduğumuz güvensizliği, dinlenme ihtiyacımızı, merakımızı ve yaratıcı yanımızı taşır.

İşlevsel olduğunda canlılığımızla temas kurmamızı sağlar. Neyi sevdiğimizi, neye ihtiyaç duyduğumuzu ve hangi koşullarda kendimizi güvende hissettiğimizi fark ettirir. Oyun, yakınlık, keşif ve kendiliğindenlik bu sesin açtığı alanda ortaya çıkabilir.

Her şeyi doğru yapmaya çalışırken unuttuğumuz basit bir gerçeği hatırlatabilir:

“Ben bunu istemiyorum.”

“Burada kendimi iyi hissetmiyorum.”

“Biraz yardıma ihtiyacım var.”

Fakat bu ses de her zaman bugünkü gerçekliğin tamamını göremez.

Geçmişte yaşanmış bir reddedilmenin duygusunu bugünkü ilişkiye taşıyabilir. Anlık bir korkuyu kesin tehlike, anlık bir isteği ertelenemeyecek zorunluluk gibi yaşayabilir. Engellendiğinde geri çekilebilir, isyan edebilir veya kabul edilmek uğruna kendi ihtiyacından vazgeçebilir.

“Ya başarısız olursam hiç başlamayayım.”

“Beni üzüyorsa ben de her şeyi bırakırım.”

“Hayır dersem beni sevmezler.”

“Kimse bana ne yapacağımı söyleyemez.”

Burada sorun duygunun varlığı değildir. Duygu önemli bir veri taşır. Ancak o anda hissettiğimiz şey, içinde bulunduğumuz gerçekliğin tamamı olmayabilir.

Bu yüzden duyguyu bastırmak kadar, onu tek gerçek kabul etmek de seçeneklerimizi daraltabilir.

Şöyle sorabiliriz:

Bu duygu bana hangi ihtiyacımı anlatıyor ve bugünkü durumda ona nasıl karşılık verebilirim?

Bugünü değerlendiren ses

İçimizde geçmişten gelen kuralları ve duygularımızı dinlerken mevcut duruma bakabilen bir ses daha vardır.

“Şu anda gerçekten ne oluyor?”

“Elimde hangi bilgiler var?”

“Bu durum geçmişte yaşadığımla aynı mı?”

“Ne hissediyorum ve neye ihtiyacım var?”

“Seçeneklerim neler?”

Bu sesin görevi diğerlerini susturmak değildir. Onlardan gelen bilgileri bugünün koşulları içinde değerlendirmektir.

İşlevsel olduğunda gerçeklikle varsayımı ayırır. Duyguyu küçümsemeden dinler, fakat kararın tamamını yalnızca duyguya bırakmaz. Geçmişten gelen kuralların hâlâ işe yarayıp yaramadığını inceler. Seçenekleri, sonuçları ve mevcut kaynakları hesaba katar.

Örneğin içimizdeki bir ses “Hayır dersen seni reddederler” dediğinde bunu hemen gerçek kabul etmek yerine durabilir:

“Bunu geçmişte yaşamış olabilirim. Peki bu ilişkide elimde hangi işaretler var?”

Başka bir ses “Sorumluluğunu yerine getirmelisin” dediğinde sorabilir:

“Evet, burada bir sorumluluğum var. Fakat bütün yük yalnızca bana mı ait?”

Bu değerlendiren taraf kusursuz bir karar makinesi değildir. Bazen geçmişin hükümleriyle, bazen korkunun ürettiği ihtimallerle karışabilir. Sürekli bilgi toplayarak karar vermeyi erteleyebilir veya duygulardan uzaklaşıp yalnızca mantıklı görünmeye çalışabilir.

Düşünmek de bazen temastan kaçmanın bir yolu olabilir.

Bu nedenle sakin ve mantıklı duyulan her ses, mutlaka bugünün gerçekliğini değerlendiriyor olmayabilir. Bazen korkumuzu oldukça ikna edici gerekçelerle anlatıyor olabiliriz.

Ayırt edici soru şudur:

Şu anda elimde bulunan gerçek bilgilerle mi düşünüyorum, yoksa eski bir hükmü ya da olasılığı kesin gerçek gibi mi ele alıyorum?

Aynı ses hem koruyabilir hem kısıtlayabilir

İçimizdeki sesleri iyi ve kötü olarak ayırmak kolaydır.

Kuralları hatırlatan sesi baskıcı, duygu ve ihtiyaçlarımızı taşıyan sesi sorunlu, mantıklı görünen sesi ise doğru kabul edebiliriz. Oysa her sesin işlevi, içinde bulunduğumuz bağlama göre değişir.

“Dikkatli ol” diyen ses, gerçek bir riski fark etmemizi sağlayabilir. Aynı ses her yeniliği tehlike olarak gördüğünde bizi daraltabilir.

“Ben bunu istemiyorum” diyen ses, önemli bir sınırı gösterebilir. Fakat yalnızca anlık rahatsızlıktan kaçıyorsa gelişme alanımızı kapatabilir.

“Biraz daha düşünelim” diyen ses, acele bir kararı önleyebilir. Ancak kesinlik arayışıyla durmadan veri topluyorsa bizi hareketsiz bırakabilir.

Bu yüzden bir iç sesi yalnızca söylediği cümleyle değil, o cümlenin o anda ne işe yaradığıyla birlikte değerlendirmek gerekir.

Beni gerçek bir tehlikeden mi koruyor?

Eski bir düzeni mi sürdürüyor?

Bir ihtiyacımı mı görünür kılıyor?

Yoksa bir duyguyla temas etmemi mi engelliyor?

Aynı cümle, farklı bağlamlarda farklı işlevler görebilir.

İç ses kimin sesi?

Bazen içimizdeki bir cümlenin bize ait olmadığını düşünürüz.

Belki bu cümleyi ilk kez bir ebeveynden, öğretmenden, eski bir ilişkiden veya içinde bulunduğumuz kültürden duymuşuzdur. Yıllar içinde o kadar çok tekrar edilmiştir ki artık dışarıdan gelmez; kendi içimizden konuşur.

Fakat bir sesin geçmişten gelmesi, artık bizimle hiçbir ilgisi olmadığı anlamına gelmez. Onu içselleştirmiş, onunla kararlar vermiş ve belki onun sayesinde bazı koşullara uyum sağlamışızdır.

Dolayısıyla mesele, “Bu benim sesim değil” diyerek onu dışarı atmak olmayabilir.

Daha işlevsel sorular şunlardır:

Bu sesi nereden tanıyorum?

Bana hangi koşullarda yardımcı oldu?

Bugün beni neye karşı korumaya çalışıyor?

Şu anki hayatımda hâlâ aynı ölçüde gerekli mi?

Bu sese tamamen uymadığımda ne olacağından korkuyorum?

Bazen kendimize ait bir ses bulmak, diğer bütün sesleri susturmak değildir. Onları duyabildiğimiz hâlde kendi karşılığımızı oluşturabilmektir.

Küçük bir ayırt etme denemesi

İçinizde güçlü bir cümle belirdiğinde hemen inanmak veya onunla mücadele etmek yerine kısa bir süre durabilirsiniz.

Önce cümleyi olduğu gibi fark edin:

“Bunu yapmak zorundayım.”

Sonra sesin tonuna bakın:

Bir kural mı bildiriyor?
Bir duyguyu veya ihtiyacı mı taşıyor?
Yoksa bugünkü durumu anlamaya mı çalışıyor?

Ardından üç soru sorun:

Bu ses neyi koruyor?

Hangi zamandan konuşuyor?

Bugünkü koşullarda bana gerçekten nasıl bir karşılık gerekiyor?

Amaç içimizdeki sesleri susturmak veya hepsini aynı fikirde buluşturmak değildir. Amaç, hangi sesin konuştuğunu fark edecek kadar aralarında bir mesafe oluşturabilmektir.

Çünkü bir sesi fark etmek, ona otomatik olarak uymak zorunda olmadığımız anlamına gelir.

Koçlukta iç sesleri ayırt etmek

Koçluk görüşmelerinde kişi bazen ne yapması gerektiğini bildiğini ama harekete geçemediğini söyler.

“Hayır demem gerektiğini biliyorum ama diyemiyorum.”

“Bu kararı vermek istiyorum ama sürekli geri çekiliyorum.”

“Dinlenmeye ihtiyacım var ama durduğumda suçlu hissediyorum.”

Burada bilgi eksik olmayabilir. Farklı iç sesler, aynı durumun içinde farklı ihtiyaçları korumaya çalışıyor olabilir.

Bir taraf sınır koymak isterken başka bir taraf ilişkinin kaybedilmesinden korkabilir. Bir taraf değişime yönelirken diğeri güvenliği korumaya çalışabilir. Kişi dinlenmek isterken içerideki katı bir ses değerini üretkenliği üzerinden ölçebilir.

Koçlukta hangi sesin haklı olduğuna karar vermek yerine bu seslerin ne söylediğine, neyi koruduğuna ve bugünkü bağlamla nasıl ilişki kurduğuna bakılır.

Kişi böylece yalnızca ne düşündüğünü değil, düşüncesinin hangi yerden geldiğini de fark etmeye başlar.

Bu ayrım, içimizdeki konuşmayı bitirmez.

Ama konuşmanın yönünü değiştirebilir.

Hangisi benim?

Başlangıçtaki üç cümleye geri dönelim:

“Bunu yapmak zorundasın.”

“Ama ben artık istemiyorum.”

“Bir dakika… Şu anda gerçekten neye ihtiyacım var?”

Hangisi sizsiniz?

Belki de bu sorunun tek bir cevabı yok.

Kuralları taşıyan, isteyen, korkan, merak eden, değerlendiren ve seçim yapan bütün bu taraflar yaşam hikâyemizin parçalarıdır. Hiçbiri tek başına bütün benliğimiz değildir; ama hiçbiri bütünüyle bize yabancı da değildir.

Asıl mesele içimizdeki seslerden hangisinin gerçek olduğunu bulmak olmayabilir.

Mesele, hangi sesin ne zaman konuştuğunu, neyi koruduğunu ve bugünkü hayatımızda ona nasıl bir yer vermek istediğimizi fark edebilmektir.

Çünkü içsel özgürlük, hiçbir ses duymamak değildir.

Bütün sesleri duyabildiğimiz hâlde, bugünkü karşılığımızı seçebilmektir.

Yorum bırakın