Hakkımda
Ben Meryem Şengezer. ICF tarafından verilen ACC (Associate Certified Coach) unvanına sahip profesyonel koç ve eğitmenim.
Her gün pek çok karar veriyoruz. Bazıları küçük ve gündelik; bazıları ise ilişkilerimizin, işimizin ya da hayatımızın yönünü değiştirecek kadar önemli. Kimi zaman ne istediğimizi bildiğimiz hâlde harekete geçemiyor, kimi zaman aynı seçeneklerin arasında dönüp duruyor, kimi zaman da verdiğimiz bir kararın neden bizi beklediğimiz yere götürmediğini anlamaya çalışıyoruz.
Karar vermeyi yalnızca seçenekler arasından yapılan zihinsel bir tercih olarak görmüyorum. Çünkü kararlarımızı sadece bugün düşündüklerimiz değil; geçmiş deneyimlerimiz, kurduğumuz ilişkiler, üstlendiğimiz roller, ihtiyaçlarımız, değerlerimiz ve içinde bulunduğumuz koşullar da etkiliyor. Bazen kendimize ait sandığımız bir kararın içinde başkalarının beklentileri, alıştığımız ilişki biçimleri ya da uzun zamandır sorgulamadan taşıdığımız kabuller bulunabiliyor.
Tam da bu nedenle insanı, yaşadığı olaylardan ve kurduğu bağlardan ayrı düşünmenin mümkün olmadığına inanıyorum. Bir davranışı ya da kararı yalnızca “Neden böyle yaptım?” sorusuyla anlamaya çalıştığımızda önemli bir parçayı kaçırabiliriz. “Bu karar hangi koşullar içinde ortaya çıktı?”, “Hangi ilişkilerden etkilendi?”, “Neyi korumaya çalışıyor?” ve “Başka bir bağlamda farklı bir seçim mümkün olur muydu?” soruları, önümüzde daha geniş bir düşünme alanı açar.
Benim için bağlantısallık burada başlıyor: İnsan, kim olduğunu ve nasıl seçim yaptığını yalnızca kendi içinde değil; kendisiyle, başkalarıyla ve içinde bulunduğu yaşam koşullarıyla kurduğu bağlarda da gösteriyor. Bu bağlar görünür hâle geldiğinde, yaşadığımız bir durumu farklı açılardan okuyabilir ve alışılmış tepkiler yerine yeni karşılıklar geliştirebiliriz.
Koçluk yaklaşımımın merkezinde de bu bakış var. Transaksiyonel Analiz koçluğu, kararlarımızın ardındaki ilişki örüntülerini, üstlendiğimiz rolleri ve tekrar eden iletişim biçimlerini fark etmemize yardımcı oluyor. Nörokoçluk ise beynin belirsizlik, tehdit, alışkanlık ve değişim karşısında nasıl çalıştığını anlamamı; düşünce, duygu ve davranış arasındaki bağlantıları birlikte ele almamı sağlıyor. Bu iki yaklaşımı hazır cevaplar vermek için değil, kişinin kendi deneyimini daha geniş bir bağlam içinde görebilmesine ve kendisine daha fazla seçenek yaratabilmesine alan açmak için kullanıyorum.
Bireysel koçlukta bazen bir kararın eşiğinde, bazen bir ilişkide tekrar eden örüntünün içinde, bazen de kişinin yaşamında yönünü yeniden belirlemek istediği bir dönemde çalışıyoruz. Kurumsal koçlukta ise bireyin ya da ekibin yaşadığı durumu; kurum kültürü, roller, ilişkiler, iletişim biçimleri ve çalışma koşullarıyla birlikte ele alıyorum. Çünkü iş yaşamında karşılaştığımız güçlükler de yalnızca kişisel özelliklerden kaynaklanmıyor; çoğu zaman sistemin ve ilişkilerin içinde oluşuyor.
Eğitimlerimde ise insanların yalnızca yeni bilgiler edinmesini değil, öğrendiklerini kendi deneyimleriyle ilişkilendirmesini önemsiyorum. Bilgiyi gündelik ya da kurumsal bir ihtiyaçla buluşturuyor; soru, örnek, uygulama ve birlikte düşünme yoluyla kullanılabilir hâle getiriyorum. Katılımcının bir kavramı duymuş olmasından çok, o kavram sayesinde artık neyi farklı görebildiği, hangi yeni davranışı deneyebildiği ve bunu gerçek yaşamına nasıl taşıyacağıyla ilgileniyorum.
Bu nedenle koçluk ve eğitim benim için birbirinden ayrı iki alan değil; birbirini tamamlayan iki çalışma biçimi. Eğitim yeni kavramlar, ayrımlar ve araçlar sunarken koçluk, bunların kişinin ya da kurumun kendine özgü bağlamında ne anlama geldiğini keşfetmeye alan açıyor. Biri düşünce dünyamızı genişletiyor, diğeri o genişleyen alanda kendi yolumuzu bulmamıza yardımcı oluyor. İkisi de farkındalığı hayatın içinde karşılığı olan seçimlere dönüştürmeyi amaçlıyor.
Yaptığım çalışmaların merkezinde bu nedenle hep benzer sorular var:
Kararlarımızı gerçekte neler şekillendiriyor?
Kendimizi, ilişkilerimizi ve yaşadığımız olayları hangi bağlamın içinde okuyoruz?
Ve bütün bu bağlantıları daha açık görebildiğimizde, nasıl farklı seçimler yapabiliriz?