Bağlam, anlamın mimarisidir.

Bir davranışı gördüğümüzde zihnimiz hızla bir sonuca varır.

Mesajımıza geç cevap veren biri ilgisizdir. Karar veremeyen biri ne istediğini bilmiyordur. Sürekli erteleyen biri yeterince disiplinli değildir. Bir tartışmada susan kişi umursamıyordur.

Gördüğümüz davranış gerçektir; fakat ona verdiğimiz anlam her zaman gerçeğin tamamı değildir.

Çünkü hiçbir davranış boşlukta oluşmaz.

Bağlam nedir?

Bağlam; yaşadığımız bir durumun çevresindeki görünür ve görünmeyen koşulların bütünüdür. Geçmiş deneyimlerimiz, ilişkilerimiz, bedenimizin verdiği tepkiler, ihtiyaçlarımız, değerlerimiz, üstlendiğimiz roller ve içinde bulunduğumuz ortam bu bütünün parçalarıdır.

Aynı sessizlik bir ilişkide kırgınlığı, başka bir ilişkide düşünmek için zamana ihtiyaç duymayı anlatabilir. Aynı kararsızlık bazen seçenekleri yeterince değerlendirememekten, bazen de yapılacak seçimin önemli bir ilişkiyi veya alışılmış düzeni değiştirecek olmasından doğabilir.

Davranış aynıdır; fakat anlamı, içinde gerçekleştiği bağlama göre değişir.

Yine de bağlamı araştırmak yerine davranışı hızla adlandırmak daha kolaydır. Çünkü belirsizlikte kalmak zordur. Bir tanım yaptığımızda konuyu çözdüğümüzü hissederiz:

“Ben kararsız biriyim.”
“İnsanlara hayır diyemiyorum.”
“Değişmek istiyorum ama harekete geçemiyorum.”

Bu cümleler yaşadığımız zorluğu tarif edebilir. Fakat zamanla açıklama olmaktan çıkıp kimliğimizin değişmez bir parçası hâline gelebilir.

Yeni bir ayrım mümkün mü?

“Ben neden böyleyim?” sorusunu bir süreliğine kenara bırakıp başka sorular sorabiliriz:

Bu davranış hangi koşullarda ortaya çıkıyor?
Her zaman mı böyle davranıyorum, yoksa belirli kişilerle ve ortamlarda mı?
Bu davranış bugüne kadar hangi ihtiyacımı karşıladı?
Beni neden ya da kimden korudu?
İçinde bulunduğum koşullar değiştiği hâlde eski bir cevabı sürdürüyor olabilir miyim?

Bu sorular davranışı haklı çıkarmak için değil, onu daha doğru anlayabilmek için sorulur. Bağlamı görmek sorumluluktan kaçmak değildir. Aksine, değiştirebileceğimiz alanı daha gerçekçi biçimde fark etmektir.

Küçük bir örnek

Bir kişinin iş ve özel hayatında sürekli başkalarının ihtiyaçlarına yetişmeye çalıştığını düşünelim. Dışarıdan baktığımızda sorun zaman yönetimi gibi görünebilir. Daha iyi bir takvim, daha düzenli bir program veya birkaç verimlilik tekniği çözüm olarak sunulabilir.

Fakat biraz daha yakından baktığımızda başka bağlantılar görünür hâle gelebilir.

Bu kişi yardım etmediğinde değerini kaybedeceğine inanıyor olabilir. İlişkilerindeki yerini faydalı olmak üzerinden kurmuş olabilir. Dinlenmeyi sorumsuzluk, sınır koymayı ise karşısındakini hayal kırıklığına uğratmak olarak öğrenmiş olabilir. Bedeni yorulduğunu söylese de zihni hâlâ “Biraz daha dayanmalısın” diyebilir.

Bu durumda yalnızca takvimi değiştirmek yeterli olmayacaktır. Çünkü davranışı sürdüren koşullar görünmeden yapılan düzenleme, bir süre sonra eski hâline dönebilir.

Bazen değişmesi gereken davranış değildir

Erteleme olarak adlandırdığımız şey bazen belirsizlik karşısında kendimizi koruma biçimimizdir. Kararsızlık, yalnızca seçenekler arasında kalmak değil; bir seçimin beraberinde getireceği kayıplarla karşılaşmaktan kaçınmak olabilir. Herkese yetişme çabası ise yalnızca zaman yönetimi sorunu değil, ilişkilerdeki yerimizi koruma stratejimiz olabilir.

Bir davranışın geçmişte anlamlı bir işlev görmüş olması, bugün de onu sürdürmemiz gerektiği anlamına gelmez. Ancak ne işe yaradığını anlamadan ondan vazgeçmeye çalıştığımızda, onun yerine ne koyacağımızı da bilemeyiz.

Bazen koşullar değişmiş fakat biz eski koşullara göre hareket etmeyi sürdürmüşüzdür. Bazen sorun olarak gördüğümüz bir özelliğimiz, başka bir ilişkide veya ortamda önemli bir güce dönüşebilir.

Bu nedenle bazen değişmesi gereken davranışın kendisi değil, davranışın içinde anlam kazandığı bağlamdır.

Kendi bağlamına bakmak

Şimdi değiştirmek istediğin küçük bir davranışı düşün.

Hemen çözmeye çalışma. Önce onun çevresine bak:

Bu davranış en çok ne zaman ortaya çıkıyor?
Kimlerin yanında güçleniyor, kimlerin yanında azalıyor?
Bedeninde ona eşlik eden hangi duyumlar var?
Hangi ihtiyacını karşılıyor veya hangi riski önlemeye çalışıyor?
Bugünkü hayatında hâlâ gerekli mi?
Aynı ihtiyacı karşılamanın daha güncel ve sana uygun başka bir yolu olabilir mi?

Bu soruların amacı tek ve kesin bir cevap bulmak değildir. Ama davranışın çevresindeki görünmeyen bağlantılardan biri fark edildiğinde, seçenekler de çoğalmaya başlar.

Koçlukta bağlamı görmek

Koçlukta yalnızca görünen konuya değil, o konuyu önemli hâle getiren bağlantılara da bakarız. Bir kararın ardındaki değerleri, bir ilişkinin içinde tekrar eden örüntüleri, kişinin üstlendiği rolleri ve bugün verdiği tepkinin geçmişte hangi koşullarda anlamlı olduğunu birlikte düşünürüz.

Amaç geçmişi açıklayarak bugünü sabitlemek değildir. Bugünkü seçim alanını genişletmektir.

Bağlam görünür olduğunda “Ben neden böyleyim?” sorusu yerini daha işlevsel bir soruya bırakabilir:

“Bu durum nasıl oluşuyor ve ben burada neyi farklı yapabilirim?”

Değişimin ilk işareti her zaman büyük bir karar değildir. Bazen aynı durumda verdiğimiz küçük bir tepkinin değişmesi, eskiden otomatik olarak “evet” dediğimiz bir yerde düşünmek için zaman istememiz veya kendimizle ilgili kesin bir yargının yerine meraklı bir soru koymamızdır.

Başlangıçta yalnızca davranışı görüyorduk. Şimdi o davranışın çevresindeki ilişkileri, ihtiyaçları, bedensel tepkileri ve koşulları da görebiliyoruz.

Davranış aynı görünse bile ona baktığımız yer artık aynı değildir.

Bağlam görünür olduğunda anlam değişebilir. Anlam değiştiğinde bakış açısı, bakış açısı değiştiğinde ise seçimler değişebilir.

Çünkü bağlam, anlamın mimarisidir.

Yorum bırakın